Parfümün hikayesi


Asırlardır kadın ve erkeklerin cazibe silahı olan parfüm, zamanla pek çok özellik kazandı. Bugün hâlâ, reçineden bergamuta, ıtırdan vanilyaya kadar, bizlere sunduğu iç gıdıklayıcı esanslarla başımızı döndürmeye devam ediyor.
Hem kadın, hem de erkek için, karşı cinse karşı kullanılan en baştan çıkarıcı silahlardan biridir parfüm. Parfüm dünyasının ünlü ismi Coco Chanel; “Parfüm bir kadının vazgeçilmez aksesuarıdır,” diyor ve bu güçlü silahın etkisini şöyle vurguluyor: “Birisi yanından uzaklaştığında, hatta yaşamından gittiğinde, ardında bırakabileceği en önemli izdir.”
Pek çok maddenin bileşiminden oluşan parfüm ilk kez, koku vermek amacıyla reçinelerin yakılmasıyla elde edilmiş. Sonraları giderek gelişen parfümcülük, Avrupalılar’ın güzel koku tutkularını tatmin etmek maksadıyla, denizcilerin, Doğu’dan baharat, gül yağı, misk, safran, nergis macunu, sandal ağacı esansları getirmeleriyle doruğa tırmanmış.
İlginç notlar…
İngiltere’de 1770 yılında çıkarılan kanuna göre, kadınların erkekleri parfüm kullanarak baştan çıkarmaları ve evliliğe razı etmeleri yasaklanmış.
Roma’yı yakarak tarihe geçen İmparator Neron’un, bir koku tutkunu olduğu ve bu yüzden buhardanlıkta tütsü yaktırdığı da tarihten günümüze ulaşan bilgiler arasında.
Eski Yunan’da ise, birisi öldüğünde, içinde kokulu yağlar bulunan kulplu, ince, uzun, seramik kaplarla birlikte gömülürmüş.
Kokular nasıl elde ediliyor?

Bugün, pek çok koku karıştırılarak parfüm elde ediliyor. Özellikle Orta Asya’da yaşayan ‘boynuzsuz erkek misk ceylanı’nın üreme bezlerinden elde edilen misk kokusu, asırlardır cazibesini yitirmedi.
Amber kokusu ise balinalardan elde ediliyor. Hint ve Japon denizlerinde yaşayan, balinagillerden kaşalot balığı hastalanınca, midesinde sıvı bir kitle oluşuyor. Bu kitle, suya salgılanıyor. Su ile temas edince de, gri renkli yassı maddelere dönüşüyor. İşte bu maddelerden, amber kokusu elde ediliyor.
Civit için, misk kedilerinin salgı bezlerinden elde edilen kokulardan, kastoryum içinde Kanada’da yaşayan kunduzların salgı bezleriyle ulaşan kokulardan faydalanılıyor.
Bitkisel kokular ise, bitkilerin bazı yerlerinden sıkma, damıtma, çözünme, terletme gibi yöntemlerle elde ediliyor. En önemli bitkisel kokulardan meşe yosunu, Fas’ta yetişiyor. Pek çok parfümün esas kokusu olan yaseminin en başdöndürücüsünün ise Hindistan’da yetiştirildiği söyleniyor. Isparta gülü de, son yıllarda parfümcülerin ilgisini çekiyor.
Özellikle erkek kokularında kullanılan ıtır, Reunion Adası’ndan; iris-süsen çiçeği, İtalya’dan temin ediliyor. İtalya’nın ayrıca bergamutu ve Sicilya limonu da, hafif kokularda kullanılmak üzere toplanıyor. İnsanın içini gıdıklayan vanilya kokusunun kökeni ise, Madagaskar…
Bunların yanı sıra, taşkömürü ve petrol gibi fosil yakıtların damıtılmasından elde edilen yapay kokular da var.
Parfüm şişeleri
Parfümlerin kokuları kadar, şişeleri de dikkat çekiyor. En eski parfüm şişesi, İ.Ö. 1000 yılından kalma… Eski Mısırlılar, camı icat ettiklerinde çok sayıda parfüm şişesi yapmışlar. Parfüm kullanma modasının Eski Yunan’a geçmesi ile, pişmiş toprak ya da camdan, sandaletli ayak, kuş, hayvan ya da insan başı şekillerinde parfüm şişeleri yapılmış. Venedik’te gelişen cam işçiliğinden sonra, özellikle 18. yy’da altın, gümüş, bakır, cam, porselen gibi çeşitli malzemelerden şişeler üretilmiş. 19. yüzyılın sonlarına değin İngiltere’de genellikle altın ve gümüşten küçük kaplar hazırlanmış.

Alıntı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder